Terms Meanings Meanings2 Meanings3
introduce tanıtmak [f.] tanıştırmak [f.] içeri sokmak [f.]
island ada [i.] adacık [i.] ada [i.]
it ona [zm.] ilişki [i.] ebe (oyunlarda) [i.]
its onun [zm.] -in [zm.]
jacket ceket [i.] kaplamak [f.] zarf [i.]
January ocak [i.] ocak (ay) [i.] ocak ayı [i.]
jeans kot [i.] kot pantolon [i.] blucin [i.]
job görev [i.] iş [i.] kiraya vermek [f.]
join birleştirmek [f.] katılmak [f.] katmak [f.]
journey yolculuk [i.] seyahat [i.] yolculuk etmek [f.]
juice meyve suyu [i.] özsu [i.] benzin [i.]
July temmuz [i.] yılın yedinci ayı [i.] temmuz ayı [i.]
June haziran [i.] yılın altıncı ayı [i.] haziran ayı [i.]
just sadece [s.] adil [s.] yalnızca [zf.]
keep tutmak [f.] saklamak [f.] kept - kept [f.]
key anahtar [i.] tuş [i.] girmek bilgisayar [f.]
kilometre kilometre [i.] kilometre (simgesi km) bin metre
kind tür [i.] çeşit [i.] cins [i.]
kitchen mutfak [i.] kuzine [i.] nevale [i.]
know bilmek [f.] tanımak [f.] knew - known [f.]
land karaya ayak basmak [f.] kıyıya çıkmak [f.] karaya çıkmak [f.]
language lisan [i.] dil [i.] edebiyat [i.]
large iri [s.] geniş [s.] büyük [s.]
last sonuncu [s.] son [s.] tutunmak [f.]
late gecikmiş [s.] geç [zf.] her zamanki [s.]
later sonradan [zf.] sonra [zf.] sonraki [zf.]
laugh gülmek [f.] gülme [i.] gülüş [i.]
learn öğrenmek [f.] learned/learnt - learned/learnt [f.] işitmek [f.]
leave bırakmak [f.] ayrılmak [f.] terk etmek [f.]
left sol [s.] kalmak [f.] sol kanat [i.]
leg ayak (mobilya/pergel) [i.] bacak [i.] koşmak [f.]
lesson ders [i.] azar [i.] hisse [i.]
let izin vermek [f.] let - let [f.] vermek [f.]
letter mektup [i.] harf [i.] basmak [f.]
library kitaplık [i.] kütüphane [i.] kütüphane binası [i.]
lie yatmak [f.] uzanmak [f.] yalan söylemek [f.]
life yaşam [i.] hayat [i.] can [i.]
light aydınlık [i.] nur [i.] ışık [i.]
like beğenmek [f.] hoşlanmak [f.] sevmek [f.]
line astarlamak [f.] satır [i.] hat [i.]
lion aslan [i.] arslan [i.] başarılı ve aranan kimse [i.]
list listelemek [f.] liste [i.] kaydetmek [f.]
listen dinlemek [f.] kulak asmak [f.] dinlenmek
little ufak [s.] az [s.] küçük [s.]
live yaşamak [f.] naklen [zf.] ikamet etmek [f.]
local lokal [s.] yerel [s.] yerli [s.]
long uzun [s.] hasretini çekmek [f.] susamak [f.]
look bakmak [f.] görünüş [i.] bakış [i.]
lose kaybetmek [f.] yitirmek [f.] lost - lost [f.]
lot pay [i.] bölüştürmek [f.] taksim etmek [f.]