Tekil Mesaj gösterimi
Alt 04 Mayıs 2022, 02:40   #6
$null
 
$null - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12 Nisan 2022

Mesajlar: 94
Konular: 2

Alınan Beğeni: 88
Yapılan Beğeni: 43
Standart Cevap: Düşün ki o bu yazıyı okuyacak

Hasan Sabbah, yalçın bir dağın tepesindeki bir adam. Kartal yuvası bir kalede oturuyor. Alamut Kalesi'nde. Krallıkları deviren, adalet dağıtan, dehşet saçan bir adam.

O zamanın Selçuklu sultanı Selahaddin, bu Hasan Sabbah'ın peşine kelle avcılarını göndermiş; Hasan Sabbah'ın kellesini istemiş.

Gel zaman git zaman, Hasan Sabbah'ın elçisi sultana gitmiş saraya. Elçi gelmiş, demiş ki; "sultana bir lafımız olacak". Sultan; "buyur, söyle" demiş.

Elçi bakmış şöyle, demiş ki; "Bu kalabalık olmaz". Sultan kalabalığı göndermiş.

Elçi demiş ki; "bu korumalar da gitsin, lafım sana" demiş. Sultan iyice merak etmiş, korumaları da göndermiş

O zaman elçi, sultanın yanındaki iki kölemen korumaya bakmış; demiş ki "onları da gönder".

Sultan demiş ki; "onları göndermem, onlar benim oğullarım, en çok onlara güvenirim, biz üçümüz bir kişiyiz" demiş. "Haydi söyle yahut da git".

O zaman elçi, o iki kölemen korumaya dönmüş; demiş ki "size kılıçlarınızı çekin ve hükümdara kıyın desem n'aparsınız?"

İki adam tereddüt bile etmemiş: "Emrin olur" demiş.

Bunun üzerine elçi, arkasına bile bakmadan çekip gitmiş. Ertesi gün sultan Selahaddin, Hasan Sabbah'ın peşine gönderdiği kelle avcılarını geri çağırmış.

$null isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla