Terms Meanings Meanings2 Meanings3
boy delikanlı [i.] erkek çocuk [i.] oğlan [i.]
boyfriend flört [i.] sevgili [i.] erkek arkadaş [i.]
bread ekmek [i.] pane etmek [f.] geçim [i.]
break kopmak [f.] kırmak [f.] bozmak [f.]
breakfast kahvaltı [i.] kahvaltı etmek [f.] kahvaltı
bring getirmek [f.] brought - brought [f.] neden olmak [f.]
brother kardeş [i.] erkek kardeş [i.] erkek kardeş [i.]
brown kahverengi [s.] kızarmak [f.] karartmak [f.]
build inşa etmek [f.] built - built [f.] bina etmek [f.]
building inşaat [i.] bina [i.] yapma [i.]
bus otobüs [i.] otobüsle taşımak [f.] otobüsle gitmek [f.]
business işletme [i.] iş [i.] iş kuruluşu [i.]
busy işlek [s.] meşgul [s.] faal [s.]
but ancak [bağ.] fakat [bağ.] itiraz [i.]
butter tereyağı [i.] tereyağı sürmek [f.] yağ sürmek [f.]
buy ısmarlamak [f.] satın almak [f.] almak [f.]
by geçecek biçimde [zf.] yakın [zf.] evde [zf.]
bye ast [i.] çiftli yarışan çiftlerden biri [i.] hoşçakal [ünl.]
cafe kafe [i.] bar [i.] kahve [i.]
cake kek [i.] pasta [i.] kabuklaşmak [f.]
call çağırmak [f.] telefon açmak [f.] telefon etmek [f.]
camera fotoğraf makinesi [i.] kamera [i.] fotograf makinesi [i.]
can olabilmek [f.] kovmak [f.] konservelemek [f.]
cannot edememek [f.] yapamamak [f.] yetersizlik ya da izin vermemeyi
anlatan olumsuz yardımcı fiil [f.]
capital sermaye [i.] başkent [i.] kapital [i.]
car otomobil [i.] araba [i.] kabin [i.]
card kart [i.] iskambil kağıdı [i.] fişlemek [f.]
career kariyer [i.] hız yapmak [f.] son hızda gitmek [f.]
carrot kızıl saç [i.] havuç [i.] ödül/teşvik [i.]
carry taşımak [f.] sürüklemek [f.] elde etmek [f.]
cat kedi [i.] istifra etmek [f.] kusmak [f.]
CD dış çap cd compact disk
cent sent [i.] metelik [i.] sent amerikan dolarının yüzde biri
[i.]
centre merkez [i.] merkezde toplanmak [f.] konsantre olmak [f.]
century asır [i.] yüzyıl [i.] asır [i.]
chair koltuk [i.] sandalye [i.] iskemle [i.]
change değişmek [f.] değiştirmek [f.] değişiklik [i.]
chart çizelge [i.] göstermek [f.] haritaya almak [f.]
cheap ucuz [s.] ucuzlatmak [f.] değersiz [s.]
check denetlemek [f.] kontrol etmek [f.] kontrol [i.]
cheese peynir [i.] peynir kalıbı [i.] meyve konservesi [i.]
chicken tavuk [i.] piliç [i.] korkak davranmak [f.]
child evlat [i.] çocuk [i.] ürün [i.]
chocolate çikolata [i.] çikolatalı şekerleme [i.] çikolatadan yapılmış [s.]
choose seçmek [f.] chose - chosen [f.] ayırmak [f.]
cinema sinema [i.] sinema salonu [i.] sinema salonu
city kent [i.] şehir [i.] metropol [i.]
class ders [i.] sınıf [i.] saymak [f.]
classroom sınıf [i.] dershane [i.] derslik [i.]